aile toplandı
bu akşam bütün aile bir aradaydı. çoluk çocuk, torun torba, dedeler, nineler... etrafta çocuk sesi duymanın keyfi başka hiçbir şeyde yok galiba (ağlasalar da gülseler de). şimdi eve geldim. eskileri karıştırmak için. murathan mungan'ın bir kitabını buldum. 91'de almışım; yaş 17'ymiş. hep karamsar dizelerin altını çizmişim. bakın bakalım...
öğrenmek kendimizle hesaplaşmanın buzul ilişkilerini
bu aynaların dehlizlerinde gezinirken görürüz
karanlık günlerimizin kenar süslerini
***
bir yıl daha bitiyor
düşlerim, tasarılarım, yarım kalmış onca şey
her yıl biraz daha kısalıyor bir öncekinden
bana mı öyle geliyor
yoksa daha mı hızlı ilerliyor zaman
insan yaşlanırken?
***
gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı
yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
...
geri verdim mi aldıklarımı:
aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları
kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
yokladım mı duygularımı
hala sevebiliyor muyum insanları?
...
ovmalı umutları
...
bir sap çiçek mi taşısam yoksa ağzımın kıyısında
aydınlık rengi vursun diye gözlerimdeki buluta
***
arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
gece telefonları, ıssız konuşmalar
mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler
bırakılmış mektuplar
...
ey hayatıma girenler ve çıkanlar
uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey
o kadar çok anlattım ki
kendime kaldım anlatmaktan
bunaldım kendiyle boğuşmasını
başkalarında çözmeye çalışan insanlardan
...
kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum
"içtenliğin" ya da "dünyagörüşünün" kirletmediği
***
hangi anlamı kuşanabilir şimdi yeni bir yıl
umutsuzluk sözlüğünden karşılıklar aranırken hayata
hangi söküğünü dikebilir bu yaralı kuşak
hangi yüreğe öğretilebilir unutmak
aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları
vitrin camlarına yansıyan yüzlerde
bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar
hala bir umut var mıdır
çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
***
ya sen ne yaptın bunca zaman
değişmesi gerekeni sağlamlaştırmaktan başka
öğrenmek kendimizle hesaplaşmanın buzul ilişkilerini
bu aynaların dehlizlerinde gezinirken görürüz
karanlık günlerimizin kenar süslerini
***
bir yıl daha bitiyor
düşlerim, tasarılarım, yarım kalmış onca şey
her yıl biraz daha kısalıyor bir öncekinden
bana mı öyle geliyor
yoksa daha mı hızlı ilerliyor zaman
insan yaşlanırken?
***
gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı
yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
...
geri verdim mi aldıklarımı:
aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları
kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
yokladım mı duygularımı
hala sevebiliyor muyum insanları?
...
ovmalı umutları
...
bir sap çiçek mi taşısam yoksa ağzımın kıyısında
aydınlık rengi vursun diye gözlerimdeki buluta
***
arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
gece telefonları, ıssız konuşmalar
mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler
bırakılmış mektuplar
...
ey hayatıma girenler ve çıkanlar
uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey
o kadar çok anlattım ki
kendime kaldım anlatmaktan
bunaldım kendiyle boğuşmasını
başkalarında çözmeye çalışan insanlardan
...
kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum
"içtenliğin" ya da "dünyagörüşünün" kirletmediği
***
hangi anlamı kuşanabilir şimdi yeni bir yıl
umutsuzluk sözlüğünden karşılıklar aranırken hayata
hangi söküğünü dikebilir bu yaralı kuşak
hangi yüreğe öğretilebilir unutmak
aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları
vitrin camlarına yansıyan yüzlerde
bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar
hala bir umut var mıdır
çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
***
ya sen ne yaptın bunca zaman
değişmesi gerekeni sağlamlaştırmaktan başka

0 Comments:
Post a Comment
<< Home